Üç Semavi Din, Tek Bir Mahalle
Balat'ın hikayesi, 1492 yılında İspanya'dan sürülen Sefarad Yahudileri'nin buraya yerleşmesiyle başlar. II. Bayezid'in davetiyle İstanbul'a gelen bu topluluk, Balat'ı bir ticaret ve kültür merkezine dönüştürdü. Yüzyıllar boyunca Rum Ortodoks Patrikhanesi'nin hemen yanı başında, Ermeni esnaflarla ve Müslüman komşularla kurulan bu yaşam, dünyada eşine az rastlanır bir **hoşgörü laboratuvarı** oldu.
Semtin dar sokaklarında yürürken bir sinagogun hemen iki sokak ötesinde bir kilise, onun çaprazında ise bir cami görebilirsiniz. Bu yapısal yakınlık, İstanbul'un gerçek ruhunu temsil eden "kozmopolit" kimliğin fiziksel kanıtıdır. 1950'lerden itibaren yaşanan göçlerle çehresi değişse de, Balat'ın binaları o eski görkemli günlerin fısıltılarını hala taşımaktadır.
Görsel Hafızanın Köşe Taşları
Kırmızı Kale: Fener Rum Erkek Lisesi
Balat ve Fener denilince gökyüzüne hakim bir şato gibi yükselen o kırmızı tuğlalı binayı görmemek imkansızdır. 1881 yılında mimar Konstantinos Dimadis tarafından inşa edilen bu yapı, Fransa'dan getirilen özel tuğlalarla örülmüştür. Sadece bir okul değil, bölgenin entelektüel gücünün de bir sembolüdür.
Dünyanın Tek Demir Kilisesi: Sveti Stefan
Haliç'in kıyısında parlayan bu beyaz yapı, prefabrik demir parçaların Viyana'da üretilip gemilerle buraya getirilmesiyle oluşturulmuştur. Bulgar cemaati için inşa edilen bu mimari mucize, 500 ton ağırlığındaki demir iskeletiyle Balat'ın endüstriyel ve dini mirasını birleştirir.