Denizden Yükselen Kışla
İstanbul Boğazı’nın Anadolu yakasında, Çengelköy ile Kandilli arasında bir inci gibi parlayan Kuleli Askerî Lisesi, Sultan II. Mahmut döneminde başlayan askeri modernleşme hareketinin en görkemli simgesidir. İlk olarak 1843 yılında Sultan Abdülmecit tarafından Süvari Kışlası olarak inşa ettirilen bu muazzam yapı, sadece bir eğitim kurumu değil, aynı zamanda Osmanlı İmparatorluğu’nun son iki yüzyılına ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş sancılarına tanıklık etmiş sessiz bir devdir. Boğaz’ın akıntılı sularına dikilen ikonik kuleleri, yapıya sadece adını vermekle kalmamış, aynı zamanda denizciler için yüzyıllardır bir nirengi noktası, İstanbullular içinse sarsılmaz bir aidiyet sembolü haline gelmiştir.
Binanın mimari DNA’sı, 19. yüzyıl Osmanlı mimarisinin karakteristik özelliklerini taşıyan Garabet Balyan’ın dehasıyla şekillenmiştir. Kagir zemin üzerine oturtulmuş devasa bir kütle olan yapı, neoklasik unsurların askeri disiplinle harmanlandığı eşsiz bir tasarım sunar. 1860 yılında geçirdiği büyük yangının ardından Sultan Abdülaziz tarafından adeta küllerinden yeniden doğarcasına inşa ettirilen mevcut bina, rıhtım boyunca uzanan devasa cephesi ve simetrik yapısıyla Boğaziçi silüetinin en karakteristik parçasıdır. Kuleli’nin tarihi sadece başarılarla değil, aynı zamanda işgal ve hüzün dönemleriyle de bezelidir. Kırım Savaşı sırasında Fransız ve İngiliz müttefikler tarafından hastane olarak kullanılan yapı, Birinci Dünya Savaşı sonrası İstanbul’un işgali sırasında İngiliz ordusu tarafından boşaltılmış ve Ermeni yetimhanesi olarak dahi kullanılmıştır. Ancak 1923’te Cumhuriyet’in ilanıyla birlikte asli kimliğine dönerek, modern Türkiye’nin kurmay kadrolarını yetiştiren kutsal bir eğitim ocağına dönüşmüştür.
Mimari açıdan incelendiğinde, Kuleli’nin denize sıfır konumu ve temel yapısındaki mühendislik başarısı dönemin şartlarının çok ötesindedir. Binanın iki yanındaki yüksek kuleler, sadece estetik birer unsur değil, aynı zamanda boğaz trafiğini ve olası saldırıları gözlemek amacıyla stratejik birer rasathane işlevi görmüştür. Yapının iç mekanlarındaki geniş koridorlar, yüksek tavanlı koğuşlar ve ahşap işçiliğiyle bezenmiş tavan nakışları, askeri bir binanın aynı zamanda ne kadar zarif olabileceğini kanıtlar niteliktedir. 2016 yılındaki askeri okulların kapatılma kararı sonrası Milli Savunma Üniversitesi bünyesine dahil edilen yapı, bugün Türkiye'nin askeri hafızasının en kritik koruyucusu konumundadır. Bir dönem müze yapılması planlanan, ancak sonrasında restorasyon süreçleriyle kültürel mirasın korunması odağına alınan bina, her bir taşıyla Türk askeri tarihinin destanlarını fısıldamaktadır.
Günümüzde titizlikle yürütülen restorasyon çalışmaları, yapının sadece dış cephesini değil, aynı zamanda asırlık rıhtımını ve denizle kurduğu bağı da güçlendirmeyi hedeflemektedir. Akşam saatlerinde yapılan özel ışıklandırmasıyla bir mücevher kutusu gibi parlayan Kuleli, İstanbul’un gece silüetinde büyüleyici bir atmosfer yaratır. Bu yapı, sadece eski bir lise veya kışla binası değil; Balkan Savaşları'ndan Çanakkale’ye, Kurtuluş Savaşı’ndan günümüze kadar vatan savunması için canını feda eden kahramanların ruhunu taşıyan yaşayan bir anıttır. Ziyaretçiler ve boğaz yolcuları için Kuleli, tarihin tozlu sayfalarının denizin maviliğiyle buluştuğu, her akşam gün batımında kulelerinin gölgesini Boğaz’ın serin sularına bırakan bir nostalji ve onur abidesidir.